Alabastron
Elimi Ben Erittim

Orada orada orada orada

Avucumun içine aldım onu 

Sordum

İçimden geçen herkese sordum

Elektrik bağlanıyor ağaca 

Uzuyor unutuyor onu ırmak hazırlıyor yükseliyor 

Tok yuvarlak bavulunu sarıyor

İçimde ölen herkes biliyor

Elimi ben erittim

Ölümü ben getirdim

Taşları ben dizdim

Akrepler benimle sahneye fırladılar

Alkışları ben vurdum

Ben doğradım onları

Elimi ben erittim

Köpeği Kralı ben çağırdım

Onları ben aldım aranıza

Rahatınızı ben bozdum

Maskeleri ben boyadım

Ben

Havladım

Isırdım

Fırladım

Islattım

Koptum

Yarattırdım

Bunları ben yarattırdım

Doyun diye hesaplaşmadan

Öldürün diye gasptan metinleri

İnanın diye çok az

Yarattırdım

Ben yarattırdım

Elimi ben eriteyim diye

Aşağıdan

Otobüs mü Çılgın Sen mi?

Otobüs sever
Ben özlerim
Patikamın içi dışı bir
Falakamı bana ver, sözüm söz
Çay ısmarlayacağım sana
Ablan iyileşir iyileşmez
Saçını kokladım taramamışsın
Daha yakışıklısın böyle daha samimi
Çayda eriyen şekeri çıkarıp başka çaya atmaya kalkışıyorlar
Birini sevmekten dönerken yoldaki farlara aşık olunamıyor
Saygılıdır uzağı yakını hesaplarken hava güneş açar
Sirkte buluruz kendimizi
Dişliler çarklar
Gacır gacır
Balerin spastik
Zıp zıp ceset
Turnike trink sesi
Bozuk paralar
Ayılar şöhretler
Ve benim sirk hikayem
Peygamberlerin hayatlarıyla başlar
Burnu patlak ayakkabılarımla biter

Sapık Fark

Rastladığım kadınların ağzındaydı kül

Işıl ışıl parlayan koyu karbonfiber kablolar döşenmiş yollar

Asfaltın ezdiği toprak

Dışını dolandığın kumbaralar patlak!

Ekranı sil ve yeniden otur kitabın başına

Heyecandan öldü kahraman

Fazla heyecandan

Tenekeler adam bekler oldular

Fikrimi sordular 

Şımarıkken aç 

Geç kalan farkı 

Sapıklıkla alelacele s yun r k kapattık

Mesaj içeride dışarıda

Sonu sızlayan kapakların anlamı kalmadı

Mantonu giydi

Bir iki dört beş üç diye saydı parmaklarını

Kişiselleşti etkili bir ölüm planlayarak

Sahtelendi

Kral’ın Mektubu

Ben Kralınız, korkağınız ve yaralınız, altı yanlış yerlere uydurulmuş adamınız, suratınız…

Yalancınız…

Surların etrafında dönen ayak izleri, anlatılan masallar buraya kadar sürecekti. Anlaşmalar yaygın oldukça menzilimiz genişleyecekti.

Ta ki, ben kandırılana ve umduğum başıma, başınıza gelene kadar. 

En az zararla çıktığımızı bildirmek istiyorum. 

Çünkü ülkemiz bir kraldan çok, bir düşmana muhtaçmış, bunu sevinerek bildiriyorum.

Düşman benim değil, sadece sizlerin düşmanı. 

Ona sahip çıkın ve sakın ona ‘dostmuş’ gibi davranmayın. Onu adıyla çağırın. Ona hakaretler savurun, iftiralar atın. Ama o sizin gözlerinizin içine baktığında aşıkmış gibi zıplayın. Yere inmeyi unutmayın.

Bütün servetimi, kapımı çalan köpeğe bırakıyorum. 

O hıyarı vursun diye.

İmparatorluğumu boyayın ve arşınlayın, düşmanlarınızı üzmeyin.

Zaman sizi kurtaracaktır; unutmayın, kralların altındaki toprak, bataklıktan beter, cennetten kederlidir!

Kralınız.

Hrrrr….

Orospuların kaderidir terkedince güzelleşmek.

Sarılınca unutmak.

Karga

Kim atar kollarını aşağıya

Kargalar

Falakaya dizilir sırayla 

Ölü, sağır, titrek

Amcalar

Direnir basılan, taştan, soğuk ve yalnız

Kumlar

Kağıtlara sevinir, uçar, konar, gökyüzü gibi

Bayraklar

İhtimal vurur ayak tabanlarına 

Çatlaklar kanla dolar 

Biz güzellikleri getiriyoruz evlerinize

Tarikat evlere servislere çıkmazdan önceydi

Geceyarısı falaka kurumları amcaları infaz ederken kumlar bayraklara savruluyordu rüzgardan istediğin kadar ağlayabilir ve küfredebilirdin çatlaklara rağmen gagaları kargaların yalan fışkırtıyordu

Tuşlara basan insanlar bıktıklarını haykırmazdan önceydi

Faydasını sırtına yüklenen oğlan çocukları kız çocuklarına felaket acımasız yaklaşıyordu sürünürken bile düşündükleri ağaç taş kabul etmiyordu meyvesini kendi yemiş kısrak fidanlar siyah yapraklar çatlak dallar

Evlere öncelik tanıyan tarikat

Maskeleri fırlamış 

Sokağa atılmış

İt gözüyle bakan amcalara acıyacak mıydı

Fark buradaydı gözümüzün dibinde

Uzun upuzadıya kavak kavruk güneşten nasiplenmiş

Tarikat biz olmazdan önceydi

Şizofren Film

Montaj   

Kırmızı yanıyordu

Durdum

Durmaya karar vermeden önce

Duracağımı bilmiyordum

Buna Kırmızı sebep oldu

Düşünüp karar vermemi sağladı

Kırmızı söndü

Tekrar yandı

Saat on ikiyi çoktan geçmiş

Uzaktan yanıp söndüğünü seçememişim

Öylece bekliyordum

Söndükten sonra yanana kadar geçen süre

Geçmeme yetmiyor

Ben de öylece bekliyordum

Korna sesleri

Hayırdır kardeşim’ler

İçtin mi birader’ler

Arabalar

Yollar

Kadınlar

Günahlar

Hepsini tekrar gözden geçiriyordum

Arabamla başbaşaydım

Dertleşiyordum

Ağırdan alıyordu beni

Anlıyordu

Beni bekliyordum

Geri getirmeyecekti bir gün

O günü bekliyordum

Saygı duymak zorundaydım tercihlerine

Ne de olsa yaşça benden büyüktü

Abi diyordum bu yüzden

Hadi abi diyordum

Gidelim

Nereye gidelim bile demiyordu

Bazen ben bile bilmiyordum nereye gittiğimizi

Akışına bırakıyorduk

Bir kadın topuklu ayakkabısıyla önümden geçti

Yine hayatım filmlere özeniyordu

Ve ben hemen rolüme bürünüyordum

Hayalimdeki role

O garip o karizmatik adama

Kadın ona baktığımı bilir gibi yürüyordu

Kadının yürüdüğünü ona baktığım için biliyordum

Repliğini söylemesini

Ya da dönüp bakmasını bekliyordum

Kadın durdu

Çantasından bir silah çıkardı

Çantası olduğunu o an fark etmiştim

Bana dönmeden silahı bana doğrulttu

Kafamı direksiyonun altına aldım

Ateş etti!

Korkarak kafamı kaldırdım

Açık olan camdan dizime sıcak bir şeyler damlıyordu

Sola baktım

Arabanın tavanından kan gibi bir şey damlıyordu

Arabadan inmek istedim

Önce kararsız kaldım

Sonra yavaşça indim

Arabanın üstünde bir ceset vardı

Cesedin elinde bir silah

Silahın ucunda bir zarf

Kadın beni korumak için bütün insanlığı öldürmeyi göze almıştı

Kadına baktım kadın yoktu

Cesedi kendime çektim

Kucağıma alıp arka koltuğa koyarken

Kadın çoktan arabaya binmiş

Ön koltukta oturuyordu

Silah hala elindeydi

Titriyordu

Arabaya bindim

Otele gidiyoruz, dedi

Abim ve ben şaşırdık

Nereye gideceğini bilen biriyle karşılaşmıştık

Hangi otele?

Kaç tane otel varsa, sırasıyla hepsine

Çıldırmış olmalısın

Otelin önündeydik

Ne ara gelmiştik

Araları biri kırpıyordu sanki

Gaipten müzik sesleri duyuyordum

Bazen olmadık yerde kesiliyor

Bazen tekrar çalmaya başlıyordu

Yolda biri birini öldürüyor

Öldüğünü sandığım adam

Biraz sonra kalkıp yürüyordu

Yoldaydık

Her yer karanlıktı

Yine kırpılmıştık

Galiba bu sefer filmde değil

Biraz daha gerilerdeydim

Filmin montaj anındaydım

Yani anlayacağınız

Hayatım bir film değildi artık

Geçişler sabitti

Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bir filmin içinde değil de

Montajında olacağım

Montajlanırken bir filmde olacağım

Zaten kırk yıl düşünsem çok yaşlanmış olurdum

Henüz yaşlanamazdım

Abime gençken yapacağım diye söz verdiğim hadiseler vardı

En çok da yönetmeni merak ediyordum

Film pek umurumda değildi

Karakterler

Oyuncular falan filan

Senaryo zaten belliydi

Yavaşça öğreniyorduk

Ama kafam karışıyordu

Çünkü konudan konuya atlıyor

Bir otelden çıkıp başka bir otele gidiyorduk

Yoksa yanımda oturan bir fahişeydi de

Pezevenkliğini mi yapıyordum

Allah’a bu sefer soru sormamıştım

Kendi bana neyi anlatmaya çalışıyordu

Burnumun kanamasını göze alıp

Toplayıp cesaretimi sordum ona

Dedim ki usulca

Neden burada duruyoruz

Allah’ım kurtar beni buradan

Hiçbir şey olmuyordu

Filme müdahale etmekten başka şansım yoktu

Abimi durdurdum

O benden taraftı zaten

Kadına dönüp

Seni seviyorum, dedim

Kadın silahını çıkardı

Ve kafasına sıktı

Ben bunu demesem bile

Zaten sıkacak mıydı

Kan lekesi, suyla çıkar mıydı

Film zaten çekilmişti

Nasıl müdahale edebilirdim

Film, halka izletilene kadar bekleyecektim

Hiçbir şeye burnumu sokmayacaktım

Asıl sürprizi o zaman yapacaktım

Doğra

Bomba sayı saymayı tüketti

İçine yerleştirilen sayı doğrusunun

Bir bomba

İnfilak etti

Şimdi dilerseniz

İsterseniz bu öykünün içini dışını

Alüminyum folyolarla kaplamadan önce

Üşümekten korkmayanların

Bir duasını edelim

Sek’s çoğalınca soldan sağa doğru

Her biri birbirinin arasında kalan sayılardan

İp kızarınca badem ağacından kabuklarıyla

İkiletme dünyayı ritmini kalibre edemezler

Dört bin dört yüz kırk dört kaç sayı doğrusu eder

Sayfa doğrusu

Saygı doğrusu

Saydam doğru

Sayaç doğur

Bir Kadın Ölünce Ağlanıyor

Sürülen sesler beşinci sınıfa götürüyor erkeği

Sarı saç makası bekliyor

Damar Damara Çarptı!

Yol kanı buldu ve sıvı patladı

Bağıran adamlara güldüler

Deliler kahkahalı

Tuzu kurular ıslandılar 

Tuzdan pekmez