Alabastron
Esrarın Yankısı

Esrarının içinde kayboluyorum, ensemi enselenmekten kurtarmışken. Boğazlanıyorken, suratıma fırlattığın kokunu anımasayamıyorum. Kapıyı kapatıyor ve kapının arkasından sesinin daha az duyulacağını bilerek bağırıyorsun. ‘Beni bir daha arama!’ Seni bir daha kim, neden arasın ki?

Annemin suratıma kapattığı kapılardan bahsettiğimde, bir kadın bunu nasıl yapabilirdi..

Babamın yumrukları camları alaşağı ettiği olayı anlatırken, bir baba nasıl bu kadar gaddar olabilirdi..

Annenin bambaşka adamların koynunda terlemesinden bahsettiğinde, seni başka adamların koynunda nasıl bulabiliyordum..

Babanın tecavüzünden kurtuluşunu anlatırken, babanın verdiği parayla aldığım lokmaları boğazıma nasıl dizebiliyordum..

Seni günün her anı, her saniyesi, her zıkkımında düşünemiyordum. Sen, maalesef, suratıma sadece kapıları kapatmıyordun. Sen kendini dünyaya da kapatıyordun. Sen kendini bana kapatıyor, bir başka kapını bir başkalarına açıyordun. Her zamanki gibi, bundan süper zevk alıyordun!

Artık ben senden bahsetmekten yoruluyordum. Zahmet edip, bu yorgunluğa değecek tek bir hareket bile yapmıyor, kirlileşiyordun. Seni temizlemek uğruna, kendimi kirletemezdim. 

Terliyken soğuk su içme. Hasta olursun.

Mahzenin Kadını

Karanlıkta baktın mı hiç birinin gözlerine? Bakmamış ol.

Sessizlikte duydun mu hiç birinin inlemelerini? Duymamış ol.

Aydınlıkta hiç koştun mu kan kaybederken? Kanamamış ol.

Aşıkken unuttun mu hiç kalbini? Hatırlamış ol.

Katkımız umuda olsun kardeşlerim. 

Stavros Lantsias - Vals Of The Eyes

El sallayın çocuklar, yükseliyoruz!
Konuşmayı öğreniyor da susmayı öğrenemiyorum. Beceremiyorum.
Başkasına aşık olmandan değil, onun sana aşık olmamasından korkuyorum.
Şu an için söyleyecek daha fazla bir şey kalmamış gibi görünüyor. Kırıntıları toplayalım ve toparlanalım.
Etrafa şöyle bir bakarsanız baldırların ağaçlardan nemalandığını göreceksiniz.

Yavru ağaçların baldırlarına göz dikmişim. Kapatılan kapılar, pencereler, tencere kapakları, lambalar, kafalar, yollar; konular, mevzular, bahisler, fikirler, senler, benler; hepsinin ortak acısı, kapanmadan önce etrafa şöyle bir bakamamalarıydı. 

Elinde titreyen tabancanın içi dolu mu boş mu, sıksan da kime sıkacaksın, öyle gelişigüzel düşünürken; her nedense aşık olasın geliyor. 

Şarkılar seni buradan alıp başka diyarlara götürüyorlar ya hani -senin tabirinle- nasıl geri geldiğini ne zaman açıklayacağını düşünüyorum.

Sağırlarla aynı masada rakı içiyoruz bu gece. Kimsenin çıt çıkarmadığı bir içki masasında bulunmanı tavsiye ediyorum. İçmesen bile suskunun amacını öğrenmelisin.

Tabancan titrerken yüzüğüne çarpıyor ve sanki saatli bomba tutuyorsun. 

Algılayamıyorum yavru ağaçların yüzüme baka baka ağlamalarını. Baldırlarındaki jartiyerler neden bu kadar pahalı? Peri bacalarından çıkartılırken yırtılmış jartiyerleri hangi nalburdan alıyor bu yavrumsu, yumru gözlü ağaçlar?

'Yavru ağaçlar ve sağırlar ve titreyen tabancanın bana öğrettiği tek şey; aslında zamanın kafama vurduğu ama acıya alıştığımdan artık hissettmediğim o 'şey', bir gün bitecek olduğu. Sağırların masadan kalkacak, o tabancanın patlayacak, yavru ağaçların büyüyecek olduğu.'

Daima genç kalacak adamın tişörtünü görüyorum. İçinde unutulmuş kadın ağaçlar var.

 

Zor Yabancı

Kapı kapı dolaşan bir sinek 

İçinin sirkesini kaptırıyor ağaca

Soruyor ağaç

Kaç kuruş sirke, suyu bal mı

Ekşisinden yok mu haber

Derdi çözüyor mu dağın arşını

Gıcırtı düşündürüyor mu geceyi

Ortadaki dalı budağı yırtmıyorsa

Ne gereği var tırmanmanın

Yamacın alıntısını anlatıyorum

Kadın daralan koleksiyonunu buluyor

Sarkıtıyorum salyaları ipten geceden

Yolduruyorum sesi inceden, bitmeden

Gümbür gümbür ağaç devriliyor

Yalıtılmıyor düş

Yine çıplaksın, yalnızsın

İncinmiyor bağ, derini bükmüyor yol

Yine çapkınsın, dalgınsın

İçine soktuğun darbeyi çıkar

Bağladığın tartımı ser, acıksın kapanmalar

Vadiyi unutma

Suyuna borçlusun aşkını, kalıbını

Emdiğin memeyi hatırla, sütü kus

Daha neyin kanıtı lazım sana zor yabancı

İşinin ağrısını anlat

Çamurunda savur, kapat

Ört sisi, bitsin iz

Arana al kokuyu, doğur kadını

Ak yükseğe balta veren ellerden ol

Dalı sızıya saplayan derdinden sor

Büyük Ev Ablukada

……(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
……bir şey daha yoktu ama kavrıyamıyordum)
işte böyle olmak en iyisidir olmakların
bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
……(indirmiştim
……yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)
tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
çıkıp okudular durup dinledim
bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
……(ha kavgada ha aşkta
……bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
göğe baktım yerli yerinde
haydutlar dalavereciler yerli yerinde
vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
iyi dedim içim rahatladı
düzen bozulmamış dedim sevindim
tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
……(ben herkese varım
……başka türlü olmuyor inanmayın)

bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
……(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
……utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
yalana dolana itliklere keten elbiselere
……(sonra karısı öldü o çocuğun
……yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
……kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
……anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
……ölen de kurtarmamıştı)

bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
……(abluka burada başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin.

Turgut UYAR 

4 Ağustos 1927, Ankara

22 Ağustos 1985, İstanbul