Alabastron
Kaybettiğini öğreniyor, biraz daha, biraz fazla uyumak istiyor; kafana sıkıyorsun.

Reklamsın.
Namussun.
Vicdansın.
Kurusıkısın.
Ama…

Hrrr

İyi nişancısın.
Yardımseversin.
Sanatkârsın.
Çalışkansın.
Ama…

Bu daha başlangıç.

hadiyazeskileri:

yine de bazı akşamlar,

bazı sözler ve bazı gözlerde,

sen.

pencerenin yarım köşesinden,

perdenin altından,

saat sekiz otuz

saat havanın gri bir buğu kapladığı zamanlar,

ve şiirsizlikten bitap düşmüşken,

yine sen.

sen benim hüzünlü yanım,

sen benim eksik,

sen benim esmer’im.

sevemediğim,

Eskiden, resimler çizer ağlardık, uçurtmalarımızı bulutlara bağlardık. Bulutlar yağmur olur ağlardı; yağmurlar, kadın kokardı.
Ben Öylesine Bir Günde Hiç Olmamışken

Sen de biteceksin yazı. Seni de harcayacaklar. Hiç olmamış olacaksın. Kimseler bilmeyecek.

Vahit’e.

Vahit’e.

Bu kadar yarım yamalak olmamalısın ihtiyar. Yaşının adamı ol. İçindeki çocuk zırvalıklarını, içinde yarattığın kendi dünyan gibi bir safsataya inanmayı bırak. Hangi dünya, burada yaşadığın acılarını hafifletir? Bu dünya sana acı veriyor vermesine ancak mutlu da ediyor. Nankörleşme ihtiyar. Bizim burada nankörlere orospu gözüyle bakarlar. Orospu olmak için çok yaşlısın. İstesen de olamazsın zaten, erkeksin. Kadının değil, erkeğin orospusundan korkacaksın, derler; o da ayrı mesele. 

Şimdi evine git ve huzur içinde ölümü bekle ihtiyar. Bundan sonra yapacak tek bir işin kalıyor, o da ölmek. Gözün yükseklerde olmasın.

Köprüyü geçecek olan gençken geçerdi. Bu da benim vecizem.

Mezarın geniş olsun. Rast getire…

Vahit’in mektubunun arka yüzüne bakmamışlardı nedense. Demek Vahit buna cevap yazdı diye düşündüler. Ne soran oldu Vahit’e, ne gören oldu Vahit’i. Huzur içinde öldüler.

Gecenin Salıncağı

Su, gırtlakta yalınayak dolaşan gezegen mavisi bir kabadayıyken

İplerimizi ellerine vermiştik

Düz saçlı adamlardı onlar

Hepsi de orospu annelerini gece parka götürür

Salıncaklara bağlarlardı

Yalınayaklar ağlarlardı

Neyi aradığını bilmediğinden, bulduğunu aradığı şey sanan adam, giderek yalnızlaşıyordu.

Anlattığı hikaye onu yoruyor, hamur gibi yoğuruyordu. Yağan kar, onu ‘ben yağmurum’ diye kandıramamış, dilinin ucunda eriyordu.

Adam üşüyordu ve sorularının cevabını kendinde arıyordu, yüzyılın hatasını yapıyordu.

Ben Vahit.

Mektubunu buldular Vahit’in. Geçenlerde. Atıldı dedikleri kuyunun içinde.

"Vahit ben. Hangi Vahit. Evet yeni ismim bu. Eski ismimi hatırlamıyorum ama yeni ismim bu. Bundan böyle beni Vahit diye çağırın. Küfürlerinize Vahit’i de katın. Beni tanımıyor olamazsınız değil mi? Vahit işte ben. Hepinizin Vahit’i. Sarılabilir miyiz? Gözlerinden anladım, beni tanımazdan geliyorsun. Vahit ulan Vahit! Bak yüzüm kanıyor. Ben kanattım. Öptüğü yeri vaftiz ettim. Artık ben de bir bakireyim. Sahi, o da bakire midir beni öperken? Peki ya seni hiç bir bakire öptü mü? Sen bir bakireyi öptün mü? Ben bakir değilim, bakireyim. Evet adım Vahit ve ben de sizler gibi kendi halinde bir insanım. Hepinize ihtiyacım var. Beni de aranıza alın. Vahit ben. Buraların çocuğuyum. Hadi, gülümseyin bana, gülsün lan yüzünüz. Baldırlarımı okşayın isterseniz. Tecavüz edin bana, zevkini çıkarırım. Organlarımı çalın. Ben Vahit’im. Ölen, öldüren, yaşayan, yaşatan Vahit. Fantezilerinize de alet olurum, alınyazılarınıza da. Boy boy fotoğraflarıma bakarak mastürbasyon da yapabilirsiniz. Evet, bu bir erkek ismi ama ben yine de Vahit’im. Hayatımı mahvetsenize orospu çocukları. Durmayın! İğrençleşin. Hepinizden nefret ediyorum. Tiksiniyorum sizden. Ben, ben Vahit işte. O Vahit. Kimliksiz Vahit."

Vahit’in ölüsünü de dirisini de bulamadılar. Vahit’e ne oldu kimse bilmiyor.